Ahmet Hamdi Tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmet Hamdi Tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2014 Pazartesi

Ahmet Hamdi Tanpınar Hayatı

23 Haziran 1901’de İstanbul’da doğdu. Kadı Hüseyin Fikri Efendi’nin oğlu. Baytar Mektebi’ni bırakarak girdiği Darülfünun-ı Osmani’nin (Bugünkü İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara‘daki liselerde öğretmenlik yaptı. Gazi Terbiye Enstitüsü’nde (Gazi Eğitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933′ten sonra İstanbul’da Kadıköy Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939′da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yeni kurulan Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP’den Maraş Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrıldı. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptı. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye başladı. 1949′da da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Adını ilk kez “Altın Kitap” dergisinde yayınlanan “Musul Akşamları” şiiriyle duyurdu. Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası ve Aile dergilerinde şiirleri yayınlandı. Hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Edebiyat Fakültesi’nde öğrencisi olduğu Yahya Kemal Beyatlı‘dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal’den çok Ahmet Haşim izleri görülür. Haşim gibi o da küçük yaşta kaybettiği annesinin yokluğundan duyduğu acıyı ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. İçe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışır. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. “Ne İçindeyim Zamanın”, “Bursa’da Zaman” şiirleri bu olgunun örnekleridir. İlkromanı “Mahur Beste” 1944′te Ülkü Dergisi’nde yayınlandı. Osmanlı Devleti’nin son döneminde seçkin bir çevrenin yaşayışını sergileyen bu romanın ardandan, kendi yaşamından da izler taşıyan “Huzur” 1949′da basıldı. Huzur, hem bir aşk hem de Tanpınar’ın İstanbul’a olan derin sevgisinin romanıdır. Estetik anlayışının, kültür birikiminin ve geçmiş kültürlere yaslanan yaşam felsefesini yansıttığı bu kitabı Tanpınar’ın en yetkin romanı sayılır. Romanda, Mümtaz ile Nuran’ın aşkı çerçevesinde Doğu ile Batı, eski ile yeni, geçmişin değerleriyle var olan değerler, aşk ile toplumsal sorumluluk arasındaki çatışmayı ve bu çatışmanın doğurduğu bireysel bunalımları irdeler. 1950′de Yeni İstanbul gazetesinde yayınlanan ancak ölümünden sonra 1973′te basılan “Sahnenin Dışındakiler” ile 1961′de basılan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nde de iki uygarlık, iki değerler sistemi arasında bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra plan ve notlarına dayanılarak biraraya getirilen ve 1987′de yayınlanan “AydakiKadın” da da aynı irdeleme vardır. Şiir, roman ve yazılarının yanısıra İstanbul, Bursa, Ankara, Ersurum ve Konya kentlerini doğal, tarihsel ve kültürel yapılarıyla anlattığı 1946′da basılan “5 Şehir” önemli eserleri arasındadır.

DAVET

Birden bire sanki çıplak
Bir oyunuyla hafızanın,
Bir kuş sesi çırpınarak
Düştü bağrına hazanın.


Her bahçenin yabancısı
Ve her ümidin üstüne
Bir ses ki, sonsuz acısı
Güllerin üzüntüsünde.


Araştırdı bir baharın
Unutulmuş kokusunu.
Ay ışığında dalların
Rüya dolu uykusunu.


Bir akşamın beyaz fecre
Gönderdiği kanlı haber:
Herkes ömründe bir kere
Bu zalim davetle titrer...


   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

BÜTÜN YAZ

Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede..
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
Sanki mehtaplı gecede,
Hülyan, eşiği aşılmaz
Bir saray olmuştu bize;
Hapsolmuş gibiydim bense,
Bir çözülmez bilmecede.
Ne güzel geçti bütün yaz,
Geceler küçük bahçede...


Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )


BURSA'DA ZAMAN



Bursa'da eski bir cami avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdıyan su;
Orhan zamanından kalma bir duvar
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.
Eliyor dört yana sakin bir günü
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
Bir zafer müjdesi burda her isim:
Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim.
Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın
Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın.
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle.


Gümüşlü bir fecrin zafer aynası,
Muradiye, sabrın en acı meyvası.
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer,
Türbeler, camileri, eski bahçeler,
Şanlı hikâyesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengâmelerin
Nakleder yâdını gelen geçene.



Bu hayâlde uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin
Başındayım sanki bir mucizenin.
Su sesi ve kanat şakırtısından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman.


Yeşil türbesini gezdik dün akşam,
Duyduk bir musiki gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümünle..


İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu,
Bu hayâl içinde... Ve ufkumuzu
Çepeçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
Havayı dolduran uhrevî âhenk..
Bir ilâh uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette,
Belki de rüyâsı büyük cetlerin,
Beyaz bahçesinde su seslerinin...


Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

BİR GÜN İCADİYE'DE

Bir gün İcadiye'de veya Sultantepe'de,
Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde.
Bir kainat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,
Bu günün rüzgarında yıkanan mazi gülü,
Dağılır yaprak yaprak hayalindeki suya
Bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya.



Belki en hülyalısı duyduğun masalların,
O şafak saltanatı korularda dalların.
Her ufku tek başına bekleyen eski çamlar,
Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar.
Ardıçla kestanenin her yıllık macerası
Harap mezarlıklarda ölülerin duası
Gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka,
Anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka...


   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )


BİR ADIN KALMALI

Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet.
Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
Bir de o kahreden gurbet.


Sen say ki ben hiç ağlamadım,
Hiç ateşe tutmadım yüreğimi,
Geceleri koynuma almadım ihaneti,
Hele nihavend, hele buse hiç geçmedi aklımdan
Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
İçimin nehirlerinden.
Evet yangın,
Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan,
Evet kaybetmenin o zehirli buğusu,
Evet isyan,
Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın.
Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı.
Bu sevda biraz nadan,
Biraz da hıçkırık tadı,
Pencere önü menekşelerinde her akşam..


Dağlar sonra oynadı yerinden
Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca.
Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı.
Yani ben seni sevdiğim zaman,
Ayrılık kurşun kadar ağır,
Gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın.
Yine de,
Bir adın kalmalı geriye
Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde.
Aynaların ardında sır,
Yalnızlığın peşinde kuvvet,
Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye,
bir de o kahreden gurbet..
Beni affet,
kaybetmek için erken,
sevmek için çok geç...



   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

BEKLEYECEĞİM

Aylar geçip yıllar olsa da,
Yıllar geçip zaman dolsa da,
Aşkın arzuları beni boğsa da,
Bir gün seversin diye bekleyeceğim..


Bugün nişanlansan, yarın evlensen,
Benden başka binbir kişi sevsen,
Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen,
Bir gün dönersin diye bekleyeceğim..


Seni beklemekle geçse de ömrüm,
Şu fani dünyada kalmasa günüm.
Senden uzakta ölürsem bir gün,
Ahirette seni bekleyeceğim...




   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

AYNA

Derin sularında bu ayna her an,
Sizden bir parıltı aksettirecek,
Kah çıplak bir omuz sessiz düşecek,
Eriyen bir kuğu beyazlığından.


Bazen bir tebessüm, tutuşmuş mercan,
Rüyasıyla sanki bir kızıl çiçek
Ve saçlar öyle ümitsiz yüzecek
Olgun akşamların ağırlığından...


Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

BAŞIMIZIN ÜSTÜNDE BİR BULUTUN
 

Başımızın üstünde bir bulutun
Güneşe asılmış gölgesi.
Uzakta toz halinde dağılan
Yoğurtçu sesi,
Gün bitmeden başladı içimizde,
Yarınsız insanların gecesi...



   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

ANNEM İÇİN

Bir günümüz bile sensiz geçmezken,
Şimdi mezarına hasretiz anne.. 

Issız bir mezarlık, kimsesiz bir yer,
Gölgesinde ulu, loş bir mâbedin,
Bir yığın toprakla bir parça mermer,
Sırrıyla haşr olmuş orda ebedin.


Bir yığın toprakla bir parça mermer,
Üstünde yazılı yaşınla, adın;
Baş ucunda matem renkli serviler
Hüznüyle titreşir sanki hayatın.


Seni gömdük anne, yıllarca evvel,
Göz yaşlarımızla bu ıssız yere,
Kimsesiz bir akşam ziyaya bedel,
Matem dağıtırken hasta kalblere.


Kimsesiz bir akşam, ezelden yorgun,
Hüznüyle erirken Dicle de sessiz,
Öksüzlük denilen acıyla vurgun
Bir başka ölüydük bu toprakta biz...




Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )

AĞLAMA

Ağlama, gözleri kızarmış çocuk!
Tek damla yaşın düşmesin yere.
Bak, tek güzelliğimiz yokluk,
Sana bir öğüt; ağlama boş yere.


Ne olursa olsun hiçbir şey değmez,
Senin bir damla gözyaşına.
Ağlayana kimse boyun eğmez.
Kimse bakmaz kimsenin yaşına..


Ne kadar kötülük, pislik varsa;
Sen herşeyi tertemiz öğren.
Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa;
Seni garip sanır her gören.


Ağlama sakın çocuk, ağlama!
Korkmayana zarar gelmez, bunu bil.
Sevgini hep söyle, sakın saklama.
Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil...



   Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 - 1962 )